Uğurlar olsun Aydın Yalçın Hocam.....



Bir başka Maarifli, Rahmetli Recai Cemal Erdinç yazmış:

O gün, Moda Cami'nde.

Maarifin eşitliğinde bir olup, sonrasında yeteneklerine göre farklı yerlere gidenler oradaydı. Gönül birliği topladı herkesi.

Okul çocuklarıydık orada. Ama aslında Tekaüttüler belki bazıları, Küçük bir dükkan işletiyorlardı. Avukat olanı vardı, Hoca olan üniversitede, hekim olanı vardı, her meslekten görevi olanlar vardı. Yazar olan da olduğu gibi. Bu insanların orada özgül ağırlığı yoktu. Geçmişten gelen çocukluktan gelen birlikte olma haliydi öne çıkan. Orada birleşilmişti.

“Moda Şifa Cami” Öğle namazını müteakip.

“Dicle hanım için gelinmişti.” Uğurlamaya.

Öncesinde Okula gelindiğinde şimdiki Sayın Okul Müdürü izin vermemiş sağolsun, kapı açıkmış.Öylesine girilmiş bahçeye. Okul bahçesinde küçük bir tören yapılması için.Emekli öğretmene açılmazmış, kural olarak aslında. Öyle duydum.Belki de önceden izin alınabilirdi. Geride kaldı artık.. Kuralları biraz eğip bükebilirsin, otuz sene emeği var hocanın. O bahçeyi bahçe yapan aslında, betonu okul yapan. Onlardır. Nezaketle hatırlatalım. O tiyatro salonuna katkısı olan mezunlardır, arkadaşlarımız, bunu da. Gelip konferans verenleri de hatırlayalım. Öğrencilerin meslek seçimi hakkında. Not düşelim. İncelikler yüzünden bunlardan bahsedilmez. Ama. Sayın Müdür bey. Bilmezsin sen bu okulun tarihini bizim kadar. İncelikleri vardır. Zerafeti vardır.

"Peki ağam Satı" diye önünde eğilen öğrencilerle karikatürü çizilen Ahçıbaşını, Kuş uçsa oradan, ondan habersiz geçmez denilen kapıdaki bekçimiz Casus'u, Kantin Kemal'i, Satılmış Yeşilçimen anonslarını pek bilmezsin. Mezunların geleneksel olarak gelip futbol oynadığı okul takımı maçlarını. Son beş dakika mutlaka bu maçların berabere bitmesi için, abilerimiz rencide olmasın diye yapılan atraksiyonları, Uçan Mandayı, Kaleci Kamyon'u filan. Bunların da bazıları bize anlatılmıştır bak. Atilla Ballı Kaptan'ı, Haydiii diye kale atışı kullanan Leon ustayı.Bu ikisinin sahada birbirlerini kovalamalarını. Efsane Batur ağabeyi filan. Bazı geceler, bazı yatılıların, duvarları aşarak özgürlüğe kaçanlarını ve bununla hala iftihar edenlerini pek bilmezsin. Siyah deri pardösülü abilerimizin duruşlarını bilmezsin. Okul onlarla okuldur. Yoksa beton olur. Hababam sınıfındaki "Body Ekrem" tiplemesinin aslında bedenci Teoman hoca olduğunu, onun da aslında boksör olduğunu bilmezsin. Solu için beterdir, sağı öldürür diyenleri. Badi Ekrem meselesini Ertem Eğilmez'den dinlemiş olan bir mezun abimizden dinledik biz de.

Betonlara özel ilgi gösteren ülkemizde haliyle, bir taraftan tarihine ilgi duyanlar da olacaktır kendi halinde. O nezih topluluk, mezunları ve hocalarıyla oradaydı.

Ama orada kimse, iş konuşmadı. Kimin ne pozisyonda olduğunu merak etmedi. İncelikler yüzünden. ”Tut beni tutayım seni” bakışı atmadı. O bakış bizim topraklarda yetişmedi. “Ben kamyon kullanırım Leonardo da vinci” düzeyinde çoook kaliteli espri yapabilecek bakan düzeyinde bir kalite! Yoktu etrafta. Veya uçakta bir arkadaşın yanına oturan bir Amerikalının sorduğu gibi, “how much money do you make?” gibi de sorularla, görgüsüzlük yapmadı.Kimse. Medeniyet buysa tek dişi de kalmasın diye düşündürmedi. Fazla özensiz meraklara da girmedi kimse. Gözleri nemlenenler de oldu. Hayata dair acılara gülenler de. Abarttığımı sanmayın. O cami avlusuna baktım. Bu topluluğa ait olmaktan gurur duydum. Herkesin yüzünde o zerafeti gördüm. Can Gürzap’lar, Bülent Ortaçgiller damarından başlayarak, herkes ne iş yaparsa yapsın. Adını koymakta zorlanılan bu birlik, bu toprakların ürünü. Kadıköy kokar. İstanbul kokar. Ötesi berisi budur, gerisi anlayana kalıyor.

Burada Maarif Kolejinde okuyanlar, bu toprakların bana borcu var demedi hiç. Hemen hepsi, bu topraklara, memleket insanıma ne kadar borcum var diye düşündü. Hangi işi yaparsa yapsın. Kim olursa olsun, neye inanırsa inansın. Bir iddiası oldu hayata dair, memleketini sevdi en az kendi kadar, bundan ötürü öyle düşündü.

Gelecek ümidim de bu düşüncelere sahip insanlardan kaynaklanıyor. Görüşlerin zaman zaman farklı olduğu her ayrı zaman dilimlerinde, insan ayırmadan konuşan, dinleyen olabilenlere, bir düzeyde bunları halledenlere, aykırı olanı ayırmayan, bir tutan, el veren, gönül koyan, beraber olan, adam olan kadın olanlara, onları yetiştirenlere aşk olsun demek gerek. Oğuz Atay ölünce ağlayan Dicle hocalarından, rafine İngiliz edebiyatı bilenlerine, Matematikçi Atagün hocalarına, sevgi dolu Pesen hocalarına, herkesin ardını kollayarak nefes tüketen Erdoğan hocalarına, Yüksel hocalarına, Cebir ve trigonometriyi hap yapıp yutturan Aydın Yalçın hocalarına kadar. SOH CAH TOA diye kızılderili selamı veren hani. Bu selamı bilen bütün Trigonometri formüllerini çıkarır deyişini hatırlayarak saygıyla. Adlarını bildiğimiz hepsine, burada yazamadıklarımıza, kaybettiklerimize, bizde emeği çok olanlara borcumuz vardır. Hakları vardır emekleri vardır, sağolsunlar. Helal etsinler.

Kim ne yaparsa bu dünya ölçeğinde veya memlekete dair veya limon satsa sadece keyfi bilir, düzgün yapacaktır işini. Herkesin tek tek başarılarından bir bütün olarak mutlu olduk olacağız. İftihar edeceğiz. Apolet veya madalyaların en büyüğü bu duygu olacaktır. Riyasız. Sahici, içten.

Aşk olsun çocuk diyeceğiz kaybettiklerimize. Unutmayacağız.

Kaptan'ın şiiri ile bitirelim.

ELDE VAR HÜZÜN

söyleşir

evvelce biz bu tenhalarda

ziyade gülüşürdük

pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının

ne meseller söylerdi mercan köz nargileler

zamanlar değişti

ayrılık girdi araya

hicrana düştük bugün

ah nerde gençliğimiz

sahilde savruluşları başıboş dalgaların

yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

elde var hüzün

o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan

çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması

sırılsıklam âşık incesaz

kadehlerin mehtaba kaldırılması

adeta düğün

hayat zamanda iz bırakmaz

bir boşluğa düşersin bir boşluktan

birikip yeniden sıçramak için

elde var hüzün

Yorumlar